SAHTE GERÇEK
<ç> Merhaba siberuzay bağımlısı !
<x> Sana da
<ç> Ne yapıyorsun?
<x> Siber alışveriş. sen?
<ç> Söyleşmeye çalışıyorum. Siberalemi çok mu seviyorsun?
<x> Elbette! Sen sevmiyor musun?
<ç> Seviyorum ama sanki eskilere özenmeye başladım..
<x> Saçmalık! Eskilerin nesine özeniyorsun ki?
<ç> Buradaki her şey, her gün birbirine benziyor..
<x> Bu senin hayalgücünden kaynaklanıyor!
<ç> Peki sen hayalgücünü nasıl geliştiriyorsun?
<x> Geliştirmiyorum ki.Ben burdaki tekdüzeliği seviyorum. Burada herşeyin efendisi benim! İstediğim anda istediğim şeyi yapabilirim. Başka bi deyişle buranın Tanrı'sıyım.
<ç> Kısıtlı kaynaklarla sınırlandırılmamış politikaya gereksinim duyulmayan ve hiç yorulmadan kazanç sağlayabileceğimiz bu dünyada herkes bi Tanrı belki de ama bence bunun bi anlamı yok. Sonuçta burası ancak gerçek dünya içinde anlamlılaşabilir.
<x> Ve gerçek dünyadaki olayları burdan yönetebiliriz.. Her şey sayılardan ibaret güzelim ! Pazarlanma, ekonomi, reklam, üretim, tüketim, kredi kartları, kasinolar, siberalışveriş merkezleri, yönetim .. insanların yaşamasını sağlayan her şey ama her şey...
<ç> Yaşamasını sağlayan demek yanlış bence. Canlı kalma halini devam ettirebilmesini sağlayan daha doğru bir söz olurdu !
DITDITDIT!! Çavlan başını tuttu. Kulağının üzerine yerleştirilmiş mekanizma telefonun çaldığını söylüyordu. Zaten sıkılmıştı bu hiçbir yere varmayacak sohbetten. Bir siberuzay bağımlısıyla bu tip bir tartışma yapmanın ne anlamı vardı ki! Gönüllü bir teslimiyet içindeydi o. "Gitmeliyim. Hoşçakal.. " dedi bilgisayarına ve bilgisayar bunu ekranda x için yazdı . Yazışmaları şart değildi aslında.Telefonda olduğu gibi karşılıklı konuşabilirler veya siber gerçeklik pencereleri yardımıyla maddesel olarak karşılıklı konuşuyor gibi olabilirlerdi.Ama Çavlan bunları sevmezdi çünkü yazışmaya göre çok daha yapay bulurdu.
Telefona doğru giderken kumandasıyla bilgisayarı kapattı ve hafif bir müzik çalmaya başladı. Yakın çağla aynı kalan nadir şeylerden biri hala Çaykovski'nin dinlenmesiydi herhalde. Telefonu açmadan önce hafifçe gözlerini yumdu. O sırada havada gezinen ve "Ya Çaykovski de olmasaydı " diyen bir düşüncenin beynine girmesiyle irkildi. Hemen telefonu açtı.
"Alo?"
"Alexsandra Lolita Oswald ! Graham Bell'in sevgilisinin ismiymiş bu."
"Ne var Kimy?"
"Sence ne var?"
"Hm.. Aptal biri aptal bi nedenden ölmüş ve benden o gereksiz insanın ölümünün herkesin bildiği basit nedenini olay yerine gidip gözlemlememi ve hergün birçok kez yazdığım raporun aynısını yazmamı istiyorsun değil mi?"
"Ha ha ha... Elbette! Bunu bildiğin için kendini zeki zannetmiyorsundur umarım.. Ama başka bi şey daha var.Bunu da bilmeye çalışsana ! " dedi gülerek.
"Ne?!?" dedi Çavlan bıkkın bi sesle.
"Tek Yönlü Zaman Makinesi ismini duymuş muydun ?"
"Hayır. Nedir?"
"Hm.. Açıklamaya çalışayım o halde." dedi.Telefonu bilgisayarına yönlendirdi ve gerekli bilgileri Çavlana aktarmaya başladı:
Sıvı helyumla -273'C a kadar soğutulan insan bedenleri sınırsız bir süre için saklanabilirler.Bu 21. yüzyılda da biliniyordu ama elektriksel iletinin noksanlığı yüzünden vücutların ısıtılması sırasında yakın bellek yok oluyordu. Uzak bellekteyse bilgilerin kimyasal değişikliklere yol açarak saklandığı düşünülüyordu ve bunların da zarar görebileceği kanısındaydılar. Ancak 21. yüzyılın ikinci yarısında hafızanın çiplere aktarılabilmesiyle bu sorun ortadan kalktı. Vücut sıvıları çıkarılıp donduruluyor, bunların yerine vücuda koruyucu bir sıvı ekleniyor ve hafıza çiplere aktarılabiliyordu böylece insan vücudu istenilen zamanda yeniden uyandırılabilecekti. Ancak işin hukuksal ve ahlaki boyutları bunun yapılmasına engel oluyordu. Ama birçok istekli vardı ve birtakım seçmeler yapıldı. Şimdi anlamsız gelen, o zaman için çok önemli olan, bilgi ve kültür seviyesi yüksek, psikolojik bozukluğu olmayan, istekli insanlar arasında TYZMBS (tek yönlü zaman makinesine binme seçmeleri ) yapıldı ve üç kişi seçildi. Ne var ki uygun bir ortam oluncaya kadar bu bedenlerin uyandırılmaması gerekiyordu. Bir ay önce biliminsanları ortada etik denen bir şeyin kalmadığını , küreselleşme yüzünden vadandaşlık meselesinin sorun olmaktan çıktığını ve zaten dondurulmadan önce bu insanların tüm mal varlıklarının varislerine kalmasının önlendiğini öne sürerek buzların eritilme ve araştırmanın başlatılma zamanının geldiğini söylediler..
"Ve ?!?"
Kimy bilgisayarı devre dışı bırakarak telefona geçti.
"Ve dostum senden istediğim önce söyleyeceğim koordinatlara gidip şu gereksiz insanın basit ölümü kayıtlara geçmen ve daha sonra vereceğim koordinatlara giderek bir ay önce uyandırılmış, kasların tekrar çalıştırılması için bekletilirken günümüz dünyasının anlatıldığı TYZMBS kazananlarının ilk gezisinde onlara eşlik etmen.."
"Memnuniyetle ! Koordinatları yükle."
"Tamam. Hoşçakal "
"Sen de"
Çavlan kafasının içinde adeta kafatasının duvarlarında sekerek dolaşan sözcük yüzünden çok şaşkındı : 21. yy insanları !
Vücuduna yapışan tek parça halindeki parlak lacivert renkte kıyafetini ayaklarından geçirirken kulağındaki mekanik aletten gelen ve bir takım koordinatlar sıralayan seksi kadın sesini dinliyordu. Kıyafetinden kollarını geçirip sırtındaki fermuarı çektiğinde kadın son koordinatları vermişti.
Aynada kendisine baktı. Evden çıkmadan önce çok anlamsız gelse de aynaya bakmayı severdi. Yüzü düne göre biraz daha solgun görünüyordu. Kısık gözlerinin altı çökmüştü sanki. Omuzlarına dökülen siyah saçları iki gündür yıkanmamıştı ve yapış yapış bir görüntü sergiliyordu. Lacivert kıyafeti ikinci bir deri gibi sarmıştı vücudunu , küçük göğüslerini ve kalçalarını göz önüne çıkarıyordu.. 21. yy insanları onu görünce ne düşüneceklerdi acaba?!
Biraz önce hayatının rutinliğinden yakınıyordu şimdiyse yeniden heyecan duymanın mutluluğunu yaşıyordu. Babasının söylediği bir söz aklına geldi: "Yaşamın seni şaşırtabileceğine dair inancını kaybetme kızım. Bu senin yaşama sevincin olacaktır. Bu umudu kaybetmemek için de sakın siberuzay bağımlılarından, sokaktakilerden veya paranoyaklardan olma!"
O zaman bu söz çok anlamsız gelmişti ama yine de babasının önerisini dinleyerek fiziksel görüntü ve karakterden meslek tahlili yapan robota danışmış ve polisliğe uygun olduğu cevabını almıştı.
"Teşekkür ederim baba." diye mırıldandı ve evinin arka odasından geniş tarasa çıktı. Her zamanki gibi gökyüzü kararık, hava kirliydi ama neyseki artık asit yağmurlarından kurtulmuşlardı. "Biliminsanları çalışıyor " diye düşündü havaya bakıp genetiğin önemli mucizelerinden biri olarak kabul ettiği kanatlı atının başını okşarken.
Atını ilk gördüğünde "Bundan böyle çocuk masalları da birer ütopya" demişti. Artık her yere daha rahat gidiyordu ve atıyla dolaşmayı seviyordu.Atının sırtına atladı ve onu hemen hemen iki dakika önce aldığı koordinatlara doğru sürmeye başladı.
Olay yerine vardığında görmeyi beklediği şeyle karşılaşmıştı: açık bir bilgisayar ve karşısında kafası tek bir delikle klavyenin üzerine düşmüş biri, haddini aşmış veya bilmeden yanlış taşa çarpmış zavallı bir siberuzay bağımlısı! Dünyadaki insanların dörtte ikisi gönüllü siberuzay bağımlısı, dörtte biri birbirinin çıkarlarına ters düşen işler yapan siberuzay bağımlılarının işlerini düzeltmek için tutulan kiralık katiller, diğer dörtte biri ise polis, biliminsanı, besin sorumluları... gibi azınlıklardı. Acaba 21. yy insanları bu oranları öğrenince ne düşüneceklerdi ?!
Zavallı cesedi bilgisayarın önünden kaldırdı ve sürükleyerek biraz uzakta yere yatırdı. Bilgisayarın başına geçti. Önce polis adayı olan birkaç stajere cesedi götürmeleri için emir verdi. Ardından dün yazdığına benzer bir rapor yazdı ve Kimy'e gönderdi. Rapor gönderilir gönderilmez kulağındaki mekanik aletten gelen kadın sesi yeni koordinatlar söylemeye başladı. Çavlan bilgisayarı kapattı. Son bir kez odaya baktı. Artık bu görüntü karşısında hiçbir şey hissetmiyordu. Sıradanlığın tozlu zindanlarında önemini yitirmişti artık bu ölümler!
Dışarı çıktı. Rüzgar pis bir dumanı yüzüne savurarak saçlarını uçuşturdu ve öksürmesine neden oldu. Bu rüzgar bile neşeyle karışık olan heyecanını kaçırmamıştı. 21. yy insanlarıyla sohbet etme düşüncesi içini hayal bile edemediği büyüklükte bir sevinçle doldurmuştu.
Atına bindi. Havayı içine çekmenin veya bulutlar arasından ara sıra çıkabilen güneş ışınlarının sinirine dokunmadığını farketti. Her şeyi boşverdi ve atını sabırsızca koordinatların belirttiği bölgeye doğru sürmeye başladı.
Kısa süre sonra büyük ve taştan bir koridorda yeniden hayata geçirme işlemini yapan bilimadamıyla birlikte yürüyordu. Adamın boş koridorlarda yankılanan emredici sesi Çavlanın yeni oluşmaya başlayan kaygılarını dindirme konusunda hiç de yardımsever değildi.
Sonunda varmışlardı. Bu üç 21. yy insanı karşılarında duran tahta kapının ardındaydı. Çavlan bilimadamının son uyarılarını dinledi ve kaygılı bir heyecanla kapıyı açtı.
Önünde sandalyede oturan ağlamaklı bir kadın, onun ellerini avuturcasına avuçlarına almış bir adam ve diğer ikisinden daha genç volta atan başka bir adam daha vardı. Kapının açılış sesini duyunca kafalarını o tarafa doğru çevirdiler.
Çavlan ne diyeceğini şaşırmıştı. Duygularını dışa vurmamak için ister istemez sert bir yüz ifadesi takınmıştı.
"Merhaba 21. yüzyıl insanları!" dedi sessizliği bozmak için çaresizce.
Volta atan genç, elini uzatarak "Merhaba, siz bizi gezdirecek güvenlik görevlisi olmalısınız." dedi. Çavlan uzatılan elin anlamını kavrayamamıştı. Sonra aniden Kimy'nin tarih araştırmaları sırasında onunla paylaştığı bir şey aklına geldi: İlkçağ insanları silahsız olduklarını göstermek için karşılaştıkları insanlara ellerini gösterirlerdi.
"Evet sizi gezdireceğim ve silahsızım merak etmeyin. " dedi. Zekasıyla övündüğü dudaklarından kaçan küçük bir tebessümden belliydi ancak 21. yy insanları bunu anlamamışlardı tabi.
Kadın olan gözlerini iri iri açmış Çavlan'ı izliyordu. Artık uçurumun kıyısında olan gözyaşları dengesini kaybetmiş ve düşüşe geçmişlerdi.
"Dışarıyı görmek istediğimden emin değilim" dedi. Yanında oturan : "Ann bunu konuşmuştuk tatlım !" diye çıkıştı. Genç adam: "Biraz gayret Ann. Eminim sandığımız kadar kötü değildir" diye ekledi.
Ann gözyaşlarını ellerinin tersiyle silerek " Bilmiyorum. Ozon tabakası , yağmur ormanları , tarihi yerler, denizler.. tüm bunları korumak için çalışmalar yapmaya başlamıştık. Savaşların olmadığı güzel bir dünyada uyanacaktık ama buradaki biliminsanları bunların hiçbirinin sonuç vermediğini söylüyor. " diye sızlandı.
Çavlan: " Neden bahsettiğinizi tam olarak anlamış değilim ancak çok yersiz bir korkunuz var sanırım. Ne ormanlara ne de atmosferle ilgili tabakalara ihtiyacımız var. " diye araya girdi.
Genç olan adam: " Eğer ozan tabakası yoksa güneşin zararlı ışınlarından nasıl korunuyorsunuz?" diye sordu.
"Hm.. Arada sırada gördüğüm sarı ışıklar.. Cilt kanseri yapabiliyormuş sanırım. Ama bu dert edilecek bir şey değil. Çok basit bir ilaç tedavisiyle iyileşilebiliyor."
Genç olan Ann'e cesaret verircesine : " Gördün mü Ann bilim ne kadar da ileri " dedi. Çavlan gülümseyerek: " Bu yüzyılda yaşamama rağmen her gün bilimin getirilerine şaşırabiliyorum. Dışarı çıktığınızda gördüklerinize eminim donup bakacaksınız. Özellikle de kanatlı atıma. " dedi.
Yaşlı olan adam biraz önceki konuşmada kalmıştı. Kuşkularını gidermek için: " Arada sırada gördüğün sarı ışıklar mı? Sen güneşi hiç görmedin mi tatlım? " diye sordu.
Çavlan bu soruya şaşırmıştı. Sesindeki özlem ve merak tonunu saklamayarak :" Hayır" diye yanıtladı.
"Peki ya ormanlara ihtiyacımız yok derken neyi kastettin?"
"Oksijenimizi sağlayabiliyoruz ."
Adam Ann'in huzursuzca kıpırdandığını gördü. Bu soruları sürdürmemeye karar verdi ve neşeli bir hava takınarak : " Ben Bob. Senin adın ne genç bayan ?" diye sordu.
Çavlan uzun süredir böyle kişisel sorularla böyle dostçul bir şekilde karşılaşmıyordu. "Çavlan " dedi basitçe. Adam gülümseyerek : " Ne güzel bir isim canım. Tanıştığımıza memnun oldum. Bu genç bey de Tommy. Hadi artık senin şu kanatlı atını görelim. Umarım bizi şekilli robotlarla kandırmayacaksın. " dedi. Çok babacan bir tavrı vardı ve Çavlan Bob'u sevmişti. Sevgi dolu bir bakışla gülümsedi. Takip etmelerini söyleyerek boş koridorlara çıktı. Çıkış kapısına doğru yürürken bir yandan konuşuyordu:
"Öncelikle yürüyerek birkaç sokak dolaşacağız çünkü sokakların hepsi birbirine benzer. Üzerimizde değerli bir şey olmadığı sürece korkmamıza gerek yok. Sokaktakilere ve paranoyaklara düzenli yiyecek verilir, hepsinin kendi kadınları veya erkekleri var bu yüzden bizi sadece gözleyeceklerdir. İşte benim kanatlı atım ve işte çıkış kapısı ! "
Bob ve Tommy kanatlı ata ağızları açık bakıyorlardı. Ann'in gözleri ise çıkış kapısındaydı.
Çavlan : " Belki daha sonra bir gezinti yapmak istersiniz. " diye teklifte bulundu. İkisi birlikte "Evet. " diye çoşkuyla karşılık verdiler ve kapıya yöneldiler.
Dışarı çıktıklarında çok suskundular. Çavlan şaşkınlıktan dillerini yuttuklarını veya soracak soruların çokluğu karşısında susmayı yeğlediklerini düşündü.
Sessizlik içinde dolaştılar. Çavlan gerekli gördüğü yerlerde açıklama yapıyor onlar da başlarını hafifçe sallayarak karşılık veriyorlardı. Gördüklerinden hoşnuta benzemiyorlardı. Tommy'nin bile eski huzurlu ifadesinden eser kalmamıştı.
Ann : " Dünyamızı ne hale getirmişler" diye mırıldandı. Bob: "Peki ama ne uğruna? " dedi önce cılız sonra daha yüksek bir sesle yeniden: "Ne uğruna ?! " Çavlan yatıştırırcasına : "Tamam. Şimdi bunu görmeye gidelim. " dedi.
Yeniden hayata geçirme projesi sorumlusu bilimadamının belirttiği koordinatlardaki bir eve gittiler. Her taraf birbirine benzediği için yol bulmak imkansızlaşıyordu. Bu sorundan kurtulmak amacıyla bir bölgesel koordinat sistemi oluşturulmuştu. Çavlan gibi 21. yy insanları da bu sistemi hiç sevmemişlerdi.
Gittikleri evde siber gerçeklik pencereleri kullanılabilir durumda dört bilgisayar vardı. Bilgisayarların başına oturdular. Çavlan'ın yardımıyla pencerelerini düzenlediler ve bir anda üç boyutlu başka bir alemdeydiler. Çavlan onlara :" Siberaleme hoşgeldiniz. " dedi ve siberuzayda bir gezintiye çıkardı. Siber alışveriş merkezleri , siber kumarhaneler, siber genelevler, siber sohbet odaları, siberuzay bağımlısı insanların oluşturdukları küçük siberalemcikler... Bunların hepsi ve nicesini dolaştılar.
Tommy: " Vav!! Tıpkı gerçek gibi. " dedi hayran bir ifadeyle. Çavlan: "Gerçek' ten daha özgür " diyerek gülümsedi. Ann: " Gerçek değil. " diye savundu. Tommy: "Hiçbir fark yok Ann. Gerçek olup olmaması bizi neden ilgilendirsin ki! Bu çok güzel. " Ann: "Gerçek olup olmaması umrunda değil mi?! "
Bob bu tartışmanın hiçbir yere varmayacağını düşündüğünden uzun süredir merak ettiği bir soruyu sorarak araya girdi: "Ya çocuklar? Nasıl yetiştiriliyorlar? Onlar için temiz bir dünya bırakmayı hiç düşünmüyorlar mı? "
Çavlan bu sorunun içinde kendi kafasını meşgul eden bir soruyu da bulmuştu ve bir siberuzay bağımlısıyla yaptığı bir sohbetten aklına gelen şeyi söyledi: "Sanırım çoğunun tek düşündüğü: yaptıklarının sonuçlarını görmeyecek olmaları ! "
Bob ve Çavlan o an için derin duygular taşıyan gözlerle bakıştılar. Bob duygulu bir sesle Çavlan 'ın daha sonradan 18. yy şairi William Blake' e ait olduğunu öğrendiği bir şiirden bir kıta okudu:
Gözyaşı döküyorsa bir insan,
O acıyı paylaşmaz mısın hemen?
Baba çocuğunu ağlar görünce
Onun da içi dolmaz mı kederle?
Dördü de siber gerçeklik pencerelerinin etkisinden çıktı. Çavlan onları bilimadamının söylediği gibi labaratuvara geri götürdü. Tommy ve Bob' a söz verdiği at gezintisini yaptırdıktan sonra onlarla vedalaşarak evine döndü. Rutin hayatının içinde oldukça farklı bir gündü. Belki de bu yüzden o gece değişik rüyalar gördü. Rüyasında mavi bir gökyüzü, beyaz pamuksu bulutlar görmüştü. Yüzünü güneşe çevirebilmiş , o sevecen ışıkların ısısını yüzünde hissetmişti. Esen temiz bir rüzgarla saçları uçuşmuş ve bu rüzgar yanında duran iri çınar ağacının yeşil yapraklarını hareket ettirerek kulaklarını okşayan bir senfoni oluşturmuştu. Bir de insanlar görmüştü. Doğal , gerçek , başkalarının kaderleriyle ilgilenen, mutlu...
Uyandıktan sonra görünürde herşeyin aynı sürüp gittiği aslında artık hiçbir şeyin aynı olmadığı dünyasındaki ilk gününe başlamıştı.
Çavlan bu üç 21. yy insanıyla bir daha hiç karşılaşmadı. Kimy'nin bildirdiğine göre Ann böyle bir yapaylıkta yaşayamayacağını söyleyerek sokaktakilerden olmayı seçmişti. Bob, aslında sokakta yaşamanın da bir yapaylık olduğunu ve bizim de bir siberuzay bağımlısının yarattığı küçük bir siberalemcik içinde yaşadığımızı söyleyerek paranoyaklara katılmıştı. Tommy içlerinde en mutlu olanıydı.Geçek umrunda bile değildi. Bir gerçek varsa , ki emin değildi, onu bilmek istemiyordu...
Müge















Devious Comments
Comments
Kim bilir?
Elbet biri diğerinden daha doğru olacaktır sahte gerçeklerimizin...
--
~siyah.deviantart.com
From Now On I'm Here...
Artık Buradayım...
--
minel garaib..
umarım yakında yeni öyküler koyacağım sayfama.. görüşmek üzere..
--
minel garaib..
neyse, zaman içerisinde baya iyi cyberpunk yazabilirsin gibime geliyor, tabi bilemiyorum william gibson okudun mu, ama en azından değişik bir yorum getirirsin gibi. hikayenin gidişi güzel, merak ediyorum gerisi nasıl olacak
bende bilimkurgu yazıyorum, senin gibi başkalarını da bulmak güzel
tebrik ederim
--
enkisazamandakendimiintiharetm eliyim
edebi yorum belki bu öykü için çok gerekli değil.. 2yıl önce yazmıştım ve baktığımda bi çok eksiği farkedebiliyorum şuan.. yeni yazılarımda daha yararlı olabilir..
hikayeyi okuyup yorumlamana çok sevindim.. teşekkür ederim..
--
minel garaib..
nedense kendi bilimkurgu hikayelerimi DA ya koymadım bu kadar süredir, belkide koymalıyım, kim bilir
tekrar teşekkürler
not: "maybe this world is another world's hell", oldukça güzel bir alıntı..
--
enkisazamandakendimiintiharetm eliyim
Previous Page123Next Page